New York’un Somerset bölgesinde, eski bir kömür madeni arazisi üzerine inşa edilen Lake Mariner veri merkezinde haziran ayının başında henüz tamamlanmamış bir binada yangın çıktı.
Yangın kontrol altına alındı ve kimse yaralanmadı. Ancak olay, tesisin acil durum hazırlıkları konusunda ciddi soru işaretleri yarattı.
Barker İtfaiye Departmanı Şefi Steve Matisz, ekiplerin binaya “bir nevi kör” şekilde girdiğini söyledi.
İtfaiyeciler binada:
- Çalışan bir yangın alarmı,
- Aktif bir söndürme sistemi,
- Kullanılabilir üç hidrant
bulamadı.
Daha da dikkat çekici olan ise ekiplerin karşılaştığı yoğun siyah dumanın hangi kimyasallardan kaynaklandığını belirlemekte zorlanmasıydı. İtfaiyecilere tehlikeli maddeler hakkında bilgi vermesi gereken güvenlik dokümanlarının da yangında zarar gördüğü bildirildi.
TeraWulf daha sonra tesisin operasyonel güvenliği ve acil durum hazırlığından sorumlu olduğunu açıkladı.
Şirket, yangın sonrası ek hidrantlar, Knox Box sistemleri ve güvenlik bilgi formlarını içeren acil durum çantaları uygulamasını devreye aldığını belirtti.
Ancak Matisz'in ağustos ortasındaki açıklaması soru işaretlerini yeniden gündeme taşıdı:
Hidrantların hâlâ kuru olduğunu ve üzerinde çalışma görmediğini söyledi.
3,2 milyar dolarlık tesisin arkasında kim var?
Lake Mariner'ın dikkat çekici taraflarından biri yalnızca büyüklüğü değil, arkasındaki şirketler arasındaki karmaşık ilişki.
Tesisi işleten TeraWulf, arazide kendi CEO'su Paul Prager'ın sahibi olduğu bir şirketten kiralama yapıyor.
Tesiste ayrıca:
- Fluidstack: İngiltere merkezli AI şirketi ve tesisin işletmecisi.
- Google: Gelecekte TeraWulf'un yaklaşık hissesine ulaşabilecek warrantlara sahip ve Fluidstack'in kira ödemelerini garanti ediyor.
- Anthropic: Tesisin oluşturulmasının arkasındaki önemli AI işlem gücü müşterilerinden biri.
Ortaya çıkan tablo, veri merkezinin güvenliği, enerji tüketimi, çevresel etkileri ve finansmanı konusunda sorumluluğun farklı şirketlere dağılmasına neden oluyor.
Bir sorun çıktığında “kim sorumlu?” sorusunun cevabı ise göründüğü kadar basit değil.
500 MW elektrik, sadece 35-40 kişilik istihdam
Lake Mariner çevresindeki tartışmalar yalnızca güvenlikle sınırlı değil.
Somerset sakinleri, milyarlarca dolarlık tesisin bölgeye gerçek ekonomik katkısının ne olduğunu sorguluyor.
2024 yılında yapılan bir sunuma göre TeraWulf'un proje yöneticisi, tesisin tamamlanmasıyla 35 ila 40 kişinin istihdam edileceğini söyledi.
Ancak bu rakam, 2019'da aynı proje kapsamında ortaya konulan 165 kalıcı iş vaadinden oldukça düşük.
Üstelik tesisin enerji tüketiminin 500 MW'a kadar çıkması bekleniyor.
New York Valisi Kathy Hochul da veri merkezlerinin devasa ölçeklerine rağmen uzun vadede beklenen kadar istihdam yaratmadığını kabul etti.
Eski ABD İçişleri Bakanlığı yetkilisi Pilar Thomas ise veri merkezlerindeki istihdam modelini daha sert bir ifadeyle özetledi:
Projeyi yüzlerce kişi aylarca inşa ediyor; ardından operasyon aşamasında geriye çok daha küçük bir ekip kalıyor.
Bu durum, veri merkezlerinin yerel topluluklara sunduğu ekonomik faydanın sorgulanmasına yol açıyor.
Elektrik faturası da toplumun üzerine kalabilir
AI veri merkezlerinin bir başka problemi ise şebekeye bindirdikleri maliyet.
500 MW seviyesine ulaşabilen ve 7/24 çalışan bir tesis, elektrik şebekesinde ciddi kapasite ihtiyacı oluşturuyor.
California Üniversitesi Santa Barbara'dan enerji politikaları araştırmacısı Leah Stokes'a göre büyük ve sürekli çalışan yükler, elektrik sisteminin tamamını daha pahalı hale getirebiliyor.
Şebeke kısıtlarının yönetilmesi, yeni altyapı yatırımları ve yoğun dönemlerde pahalı yedek üretim tesislerinin devreye alınması gibi maliyetler, doğrudan veri merkezi tarafından karşılanmadığında diğer elektrik tüketicilerine de yansıyabiliyor.
Anthropic ise Şubat 2026'da veri merkezlerinin tüketiminden kaynaklanan elektrik fiyat artışlarını karşılamaya yönelik bir taahhütte bulundu.
Şirket, bu kapsamda şebeke altyapısı maliyetlerinin tamamını karşılamayı ve enerji ihtiyacına denk gelecek yeni üretim kapasitesi oluşturmayı taahhüt etti.
Lake Mariner da bu taahhüt kapsamında bulunuyor.
Ancak bu sözleşme elektrik fiyatlarıyla ilgiliyken, gürültü veya çevresel etkiler gibi diğer sorunları kapsamıyor.
“ sıfır karbon” iddiası neden tartışılıyor?
Lake Mariner'ın enerji kaynağı konusunda da önemli bir ayrıntı bulunuyor.
TeraWulf'un 2024 raporunda tesisin elektriğinin 'inin sıfır karbonlu enerji olduğu belirtiliyordu.
Ancak şirketin Nisan 2026'da güncellediği sürdürülebilirlik politikasında kullanılan dil değişti.
Şirket artık “sıfır karbon” ifadesini tek başına kullanmak yerine “düşük karbonlu ve sıfır karbonlu” enerji kaynaklarından söz ediyor.
TeraWulf'a göre Lake Mariner, New York elektrik şebekesinin NYISO Zone A bölgesinden enerji alıyor.
Bu bölgedeki elektrik üretiminin 2025 yılında yaklaşık 'si sıfır emisyonlu kaynaklardan geldi. Bunun önemli bölümünü nükleer ve hidroelektrik üretim oluşturuyor.
Ancak burada kritik bir ayrım var:
Şebekeden çekilen elektriğin belirli bir hidroelektrik santralinden geldiğini fiziksel olarak takip etmek mümkün değil.
NYPA da elektriğin şebekede birbirine karışan, değiştirilemez bir kaynak olduğunu belirtiyor.
Dolayısıyla Lake Mariner'ın kullandığı elektrik karışımının ne kadarının gerçekten “temiz enerji” olarak sınıflandırılabileceği konusunda kamuya açık ve doğrudan bir doğrulama bulunmuyor.
Google'ın temiz enerji standardı daha katı
Burada Google'ın yaklaşımı da önem kazanıyor.
Google, temiz enerji konusunda sektörün daha katı standartlarından birini kullanıyor ve elektrik tüketiminin gerçek zamanlı olarak temiz enerji üretimiyle eşleşmesini istiyor.
Bu nedenle yalnızca başka bir yerde satın alınan enerji sertifikalarıyla tüketimi dengelemek yeterli görülmüyor.
Lake Mariner'ın piyasadan satın aldığı elektrik karışımının Google'ın bu standardını karşılayıp karşılamadığı ise belirsiz.
Google, konuyla ilgili sorulara yanıt vermedi.
Gürültü şikâyetleri de büyüyor
Veri merkezlerinin çevresel etkilerinden biri de 7/24 çalışan soğutma sistemlerinin oluşturduğu sürekli uğultu.
Somerset sakinlerinden Beth Staples, tesisin genişlemesiyle birlikte bu gürültünün devam ettiğini belirterek belediye yönetimine mektuplar gönderdi.
Staples, yaklaşık 1850'den beri bölgede bulunan iki katlı evinde bile sürekli uğultuyu duyduğunu söyledi.
Bu durum, veri merkezlerinin yalnızca elektrik ve su tüketimi açısından değil, çevrede yaşayan insanların günlük yaşamı açısından da tartışılmasına neden oluyor.
Peki tesisin gerçek sahibi kim?
Lake Mariner'ın mülkiyet yapısı da ayrı bir tartışma konusu.
Google'ın TeraWulf üzerindeki warrantları, gelecekte şirkette yaklaşık 'lük bir hisseye dönüşebilecek bir finansal hak sağlıyor.
Ancak TeraWulf, bu warrantlar kullanılmadığı sürece Google'ın gerçek bir mülkiyet veya kontrol hakkına sahip olmadığını savunuyor.
Federal düzenleyiciler de Maryland'deki ayrı bir TeraWulf işlemi sırasında bu yaklaşımı kabul etti.
Kamu yararı grubu Public Citizen ise bunun önemli bir boşluk oluşturduğunu düşünüyor.
Çünkü bir şirketin ileride şirketin 'ünü satın alabilecek bir hakka sahip olması, yatırımcılar ve kamuoyu açısından önemsiz bir ayrıntı olmayabilir.
New York'tan yeni veri merkezi yasası
Tüm bu tartışmaların ortasında New York Eyalet Meclisi, Haziran ayında Responsible Data Center Development Act adlı kapsamlı bir yasa tasarısını kabul etti.
Tasarı:
- Veri merkezleri için çevresel etki analizleri,
- Enerji verimliliği kuralları,
- İnşaat çalışanları için ücret standartları,
- 2040'a kadar yenilenebilir enerjiye geçiş,
- Ev sahibi topluluklara somut yatırımlar
gibi çeşitli şartlar getiriyor.
Ayrıca 20 MW ve üzerindeki yeni veri merkezleri için bir yıllık izin moratoryumu öngörüyor.
Ancak tasarı henüz imzalanmış değil.
Vali Hochul ise Temmuz ayında daha dar kapsamlı bir kararnameyle 50 MW üzerindeki yeni hyperscale veri merkezi izinlerine bir yıllık moratoryum getirdi.
Fakat Lake Mariner bundan etkilenmiyor.
Çünkü tesisin yaklaşık 500 MW'lık projesi daha önce izin almıştı.
AI veri merkezi patlamasının asıl sorusu: Sorumlu kim?
Lake Mariner örneği, AI altyapısının ne kadar karmaşık bir ekonomik ve fiziksel sisteme dönüştüğünü gösteriyor.
Bir tarafta TeraWulf tesisi inşa ediyor ve işletiyor.
Diğer tarafta Fluidstack işlem gücünü kullanıyor.
Google finansal bir hakka ve kira garantisine sahip.
Anthropic ise AI modelleri için bu altyapıya ihtiyaç duyuyor.
Buna elektrik şirketleri, kamu kurumları, yerel yönetimler ve bölge sakinleri de ekleniyor.
Sonuç olarak ortaya şu soru çıkıyor:
Yangın güvenliğinden kim sorumlu? Elektrik şebekesinin maliyetini kim ödeyecek? Temiz enerji iddiasını kim doğrulayacak? Gürültünün hesabını kim verecek? Ve bölge halkı karşılığında ne kazanacak?
Lake Mariner'daki yangın bu soruların yalnızca bir kısmını görünür hale getirdi.
İtfaiye Şefi Steve Matisz'in sözleri ise tartışmanın neden büyüdüğünü özetliyor:
“Benim için hidrant yoksa, o yangın onların başına kalacak.”

Top comments (0)